ASTROARKEOLOJİ

Merhaba! Bu yazımızda geçmişi ve günümüzü harmanlayacak ve geçmişteki insanların aslında ne kadar “geçmişte” yaşadığını sorgulayacağımız bir konu olan “Arkeoloji ve Astronomi” başlığına değineceğiz. O halde girişi daha fazla uzatmadan ve sizi de daha fazla sabırsızlandırmadan, hemen konuya girelim.

Nedir Arkeoloji? Arkeoloji, farklı yöntemlerle ortaya çıkarılmış kültürleri sosyoloji, coğrafya, tarih, etnoloji gibi birçok bilim dalından yararlanarak araştıran ve inceleyen bir bilim dalıdır. Türkçeye yanlış bir şekilde “kazıbilim” olarak çevrilmiş olsa da kazı, arkeolojik araştırma yöntemlerinden sadece bir tanesi. Arkeoloji asıl olarak insanlığın kültürel geçmişini, kültürlerin değişimini ve birbirleriyle ilişkilerini inceler.

Arkeoloji kelimesi de, Yunancadaki arke: eski, eskiden kalma ve logos: bilgi, bilim, öğreti, öğretme, tanımlama, ortaya koyma kelimelerinden türemiş bir kelimedir. Kelime anlamı olarak da “Eskinin -Bilgisi, -Bilimi, -Öğretisi, -Tanımlanması ve -Ortaya Çıkarılması” anlamlarına gelmekte.

Gördüğünüz gibi Arkeoloji de, tıpkı diğer bilim dalları gibi, tüm bilimlerle iç içe, başlı başına bir bilim dalı. Özellikle 1800’lü yılların başından itibaren oldukça popüler olan bir bilim dalı olduğunu söylersek, pek de yanılmış olmayız. İlk büyük çaplı kazılar 18. yüzyılda, Milattan Sonra 79 yıӀında patlayan Vezüv Yanardağı’nın püskürttüğü lavların ve küllerin altında kalan eski Pompei ve Herkulaneum kentlerinde yapılmış. Yine aynı yüzyılda İngiliz arkeolog John Frere, taştan yapılmış aygıtlarӀa soyu tükenmiş bazı hayvanların kemiklerini bir arada bulmuş. Frere, bu aygıtları yapmış olan insanlar ile soyu tükenmiş hayvanların aynı dönemde yaşadıklarını da göstermiş; ama hiç kimse, yeryüzünde on binlerce yıl önce yaşamış insanların olabileceğine inanmak istememiş. Daha sonra bu bilgi bilim insanlarınca doğrulanmış olsa da tahmin edebileceğiniz gibi o zamana kadar Frere çoktan hayata gözlerini yummuştu. Bilim tarihinde Sezar’ın hakkının Sezar’a verildiği durumlar bazen geç gelebiliyor. Bunun örnekleri de bulunmakta; mesela kilisenin Galileo’yu ölümünden tam 359 yıl sonra affetmesi ve Lemaitre’nin Hubble kanununu aslında Hubble’dan daha önce bulmuş olduğunun ortaya çıkması gibi. 

Konumuza dönecek olursak: Antik Mısır yazısı olan hiyeroglifin 1822’de arkeologlar ve yazı uzmanları tarafından çözülmesi, arkeoloji için bir dönüm noktası oluyor. Peki nasıl çözüyorlar dersiniz? Hiyeroglifin çözülmesinde kilit rol oynayan Rosetta Taşı’nda belirli sözcüklerin hem hiyeroglif hem de Antik Yunan yazısı ve başka bir tür Mısır yazısıyla yinelendiğini bularak, Antik Yunanca ile hiyeroglif yazısı arasında tercüme gerçekleştiriyorlar. Yani bilmediğimiz bir alfabeyi, bildiğimiz bir alfabeyle kıyaslayarak, sözcüğün hiyeroglifte karşılık geldiği şekli bularak bunu başarıyorlar. Tabii ki bu gelişme çok sayıda arkeoloğun Mısır’a ilgi göstermesine yol açıyor ve Mısır bir anda arkeologların cenneti haline geliyor. Yapılan kazılarla Antik Mısır’daki yaşama ilişkin yeni bilgilere ulaşılıyor. Arkeolojinin en önemli buluşlarından olan Rosetta Taşı ise, günümüzde Londra’da British Museum’da sergilenmekte. Meraklısına duyurulur.

Artık arkeoloji hakkında az çok bir bilgiye sahip olduğumuza göre Şimdi, olayın Astronomi kısmına geçebiliriz: “Arkeoloji ile Astronomi’nin ne ilgisi var, birisi gökyüzünü, birisi de eski eserleri inceleyen bilim dalı.” diye düşünüyor olabilirsiniz. İşte tam olarak bu yüzden bu iki bilim birbiriyle ilişkili. Nasıl ilişkili olmasın ki? Astronomi, insanlığın uğraştığı en eski bilim dalıdır. O dört ayaklı maymunumsu homo sapiens, iki ayağının üstüne kalktığı zaman yaptığı şeylerden birisi de, kafasını gökyüzüne kaldırmak ve merak etmek olmuş. İnsanlık, kendi tarihi boyunca gökyüzünü merak etmiş, gökyüzündeki cisimleri ve hareketlerini gözlemleyerek çeşitli anlamlar çıkarmış. Kimi kültürlerde Güneş’e, kimi kültürlerde de Ay’a tapılmış. İnsanlığın ilk tanrısı nedir bilir misiniz? Güneş! Bundan 12.000 yıl önce yaşadığınızı düşünün mesela, her gün ufukta doğan büyük, sarı bir yuvarlak etrafı aydınlatıyor ve ısıtıyor. Onun yokluğunda her yer karanlık ve soğuk. Demek ki bu büyük sarı yuvarlak bizi karanlık ve soğuktan koruyor. Bizi koruyan bir şey de bizim iyiliğimizi istiyordur, o halde biz de ona teşekkür etmek için ona tapmalıyız, ona hediyeler sunmalı, onun adına binalar, anıtlar yapmalıyız! 12.000 yıl önce yaşasaydık, büyük ihtimalle kabilemizdeki diğer insanlar gibi biz de böyle düşünürdük.

Astrophotography with a Hint of Human [link in comments][OS ...
Kaynak: Robert Genler

İşte insanlığın astronomi bilimiyle tanışması da bu şekilde, insanlık tarihiyle birlikte başlamış. Geçmişten süregelen bu ilişki sayesinde de bizim bugün hâlâ tam olarak anlayamadığımız, ama astronomik temelleri olduğundan da hiç şüphe duymadığımız yapılar ortaya çıkmış. Bu yapıların en meşhurlarından biri olan Stonehenge ve geçtiğimiz yıllarda keşfedilerek insanlık tarihiyle ilgili bildiğimiz her şeyi yeniden gözden geçirmemize sebep olan Göbeklitepe gibi.

Kaynak: 9GAG

Şimdi size biraz Stonehenge’den bahsedip, ardından hemen Göbeklitepe’ye geçelim. Stonehenge, İngiltere Wiltshire’da, Yeni Taş Çağı ile Tunç Çağı arasında yapıldığı düşünülen ve en az 5 kademeden oluşan bir anıt. Arkeologlar, bu yapının astronomi, geometri, meteoroloji ve paganizmle ilişkili olduğundan şüphelenmekte. “Stonehenge” adı da eski İngilizcede “asılı taşlar” anlamına gelmekte. Uzaktan bakıldığında gerçekten de asılmış taşlara benziyor. Eldeki verilere göre günümüzden 4,000-5,000 yıl önce şekil verilen devasa taş parçalarının en büyüğü 9 metre uzunlukta ve 25 ton ağırlığında. Keskiyle yontulmuş, düzgünleştirilmiş ve dışarıdan yerel bölgeye taşınmış, dik duran otuz taştan (ki bunlardan hâlen on yedisi ayaktadır) oluşan ve kavisli hâle getirilerek dik duran taşların üzerine yerleştirilen başka taşları içeren ve böylelikle çember şeklinde kapı boşlukları oluşturan bir görünüme sahip. Stonehenge’in çemberi bölen ve yapının girişinden geçen eksenin 21 Haziran’daki gündoğumuna doğru konumlandırılmış olması, buna karşılık yakındaki İrlanda’da yaklaşık olarak aynı zamanlarda inşa edilen Newgrange anıtının 21 Aralık’taki gündoğumuna yöneltilmiş olması, dikkat çekici bir diğer unsur. Bu yapının varoluş amacı ise günümüzde hâlâ tartışılan konulardan biri. İnşaat sürecine dair hiçbir kaydın bulunmadığı bu yapı, yaygın düşünceye göre pagan kabilelerine ait bir anıt olarak kullanılıyormuş. Kış dönümünü işaretlemek için kullanılan bir gözlemevi gibi bir amaç taşıdığı da düşünceler arasında yer almakta. Amacı henüz net olarak bilinmese de yapının, matematik ve geometrik bilgisiyle yerleştirilen taşlardan oluştuğu büyük ölçüde kabul görüyor. Bu durum Güneş ışığının ekinoks tarihlerinde belirli taşların arasından geçmesiyle de kanıtlanır nitelikte. Gizemli taşların yarısından çoğunun kaybolmuş ve düşmüş olması, yapı üzerinde yapılabilecek ileri düzey araştırmaları da ne yazık ki engelliyor. Ayrıca bazı arkeologlar, Stonehenge’in altında daha kazılmayı bekleyen çok büyük bir yapı olduğunu ve şu an gördüğümüz yapının, aslında “buzdağının görünen kısmı” olduğunu dile getirmekte. Gelecekte Stonehenge’in altında da bir kazı olacak mı, bekleyip göreceğiz. Olur da yolunuz İngilitere’nin bu nadide yerine düşerse naçizane tavsiyemiz turlara katılmak yerine otobüsle veya araç kiralayarak gitmeniz yönünde. Çünkü turla da gitseniz size sunulan bir broşür ve sesli rehber cihazından fazlası olmayacak. 

Kaynak: H. Tuğça Şener

Gelin bir de güzel vatanımızın güzel ve görece yeni bir buluntusu olan Göbeklitepe’den bahsedelim. Göbeklitepe, Şanlıurfa il merkezinin yaklaşık olarak 22 km kuzeydoğusunda bulunan Örencik Köyü yakınlarında yer alan, dünyanın bilinen en eski yapılar topluluğu. Bu yapıların ortak özelliği, T biçimindeki 10-12 dikilitaşın yuvarlak planda dizilmiş ve aralarının da taş duvarla örülmüş olmasıdır. Bu yapının merkezinde ise daha uzun iki dikilitaş karşılıklı olarak yerleştirilmiş. Bu dikilitaşların çoğunun üzerinde ise insan, el ve kol figürleri ile çeşitli hayvan ve soyut semboller kabartılarak veya oyularak betimlenmiş. Bu kompozisyonların bir öykü, bir anlatım veya bir mesaj ifade ettiği düşünülmekte. 

Göbeklitepe nerede? İşte Göbeklitepe hakkında merek edilenler ...
Kaynak: National Geographic

Gelelim işin gizemli kısmına. Çokça tapınak ve sütundan oluşan Göbeklitepe’de bazı arkeologlar, D Tapınağında yer alan Sütun 43 üzerinde, akrep, akbaba, yılan, başsız bir insan, kuşlar ve çeşitli figürler olduğunu iddia ediyor. Zodyak Takım Yıldızları arasında bilinen bir takımyıldızı ve Zodyak’ın sembollerinden olan akrep figürünün konumu, Göbeklitepe’nin astronomik bir gözlemevi olduğunu iddia eden bir araştırma için başlangıç noktası oldu. Akrebin etrafında yer alan kartal ile akbabanın başı ve kanatları arasındaki açı, bu takımyıldızlarının gökyüzünde sergiledikleri açıyla ilginç bir şekilde uyum içinde. Yılan tasvirinin göreceli konumu çok doğru olmamakla birlikte bunun sebebinin, taşın üzerine figürü yapan sanatçının, sütunun şekliyle sınırlı kalmış olması olduğu tahmin ediliyor. Diğer bir soru işareti ise akrebin sağında kalan kuş tasvirinin nasıl yorumlanması gerektiği. Yine aynı sütun üzerinde yer alan kaz ya da ördek figürü ise Zodyak Takımyıldızları’ndan teraziye karşılık geliyor olabilir. Bunun yanında yer alan kuşun ise, terazi takımyıldızına karşılık gelen yıldızların konumuyla tam olarak uyuşmadığı iddia edilmekte. Ancak Sütun 43, arkeologların tahminine göre zaten gökyüzünün doğru bir haritasını tasvir etmeyi hedeflemiyordu; esas amacı, sembolik bir temsil sunmak ve takımyıldızlarını görülen en basit halleriyle yaklaşık yerlerine yerleştirmekti. Ayrıca Arkeologlar bu sütun üzerinde, ortadaki dairesel tasvirin Güneş olarak yorumlanması gerektiğini düşünüyor. Yaklaşık 12.000 yıl önce yapıldığı göz önünde tutulduğunda, hem sanatsal hem de bilimsel olarak mükemmel bir çalışma olduğu söylenebilir.

Kaynak: NTV Tarih

Tüm bunlara bakılırsa arkeoloji dünyası ile astronomi dünyası daha çok iç içe olacak gibi görünüyor. Burada az önce size anlattıklarımız madalyonun yalnızca bir yüzü. Güney Amerika ve Antik Mısır arkeolojisinde de fazlaca astronomik içerikle karşılaşmak mümkün. 

Evet, bir yazımızın daha sonuna geldik sevgili dinleyenler. Bu yazımızda özetle arkeoloji biliminden ve arkeolojinin astronomiyle nasıl bir ilişkisi olduğundan bahsettik. Bir sonraki yazımızda “Gökyüzündeki Antik Kalıntılar olan Kuyrukluyıldızlar” ile sizlerle birlikte olacağız.

astronotlar.space@gmail.com e-posta adresimize bahsettiğimiz içeriklere dair düşüncelerinizi belirtebilir, değinmemizi istediğiniz konuları yazabilir, bir kitap, link veya bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızdan bizi takip etmeyi unutmayın. Gelecek hafta görüşünceye dek, gökyüzüne iyi bakın. Hoşçakalın!

E-posta: astronotlar.space@gmail.com
Facebook: facebook.com/astronotlar.space
Instagram: instagram.com/astro_notlar
Twitter: twitter.com/astro_notlar
Anchor: anchor.fm/astronotlar

KAYNAKLAR VE GÖRSELLER

https://tr.wikipedia.org/wiki/Arkeoloji

https://www.aktuelarkeoloji.com.tr/gobekli-tepedeki-semboller-astronomik-anlamlar-mi-tasiyor/Erişim

https://tr.wikipedia.org/wiki/Göbeklitepe

Author: Olcaytuğ Özgüllü

24-01-1997 Çorlu/TEKİRDAĞ doğumluyum. Asker ailesi olduğumuz için hayatım (özellikle çocukluğum) Türkiye'nin dört bir tarafında geçti ama 10 yıl boyunca İzmir'de yaşadığım için kendimi oraya ait hissediyorum. İzmir Balçova Anadolu Lisesi'nden 2015 yılında mezun oldum ve aynı sene İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nü kazandım. Halen daha bu bölümde lisans öğrencisiyim. 5 yaşından beri hayalim olan bölümü okumakta ve kendimi bu alanda geliştirmek için elimden gelen her şeyi yapmaktayım. Gelecekte de kendimi başarılı bir "Astronom" olarak görmek istiyorum. Hayallerinizin peşinden koşmaktan asla vazgeçmeyin... ;)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.