EN BÜYÜK AÇIK: UZAY HUKUKU

AstroNotlar’dan, merhaba! Bu haftaki yazımız, pek sık bahsi geçmeyen bir konu hakkında olacak. Çoğu zaman uzay görevleri planlanırken konunun mühendislik ve bilimsel tarafından bakıyoruz ancak olayların bir de hukuki boyutu vardır. Başlangıç olarak bu alanın neleri kapsadığından bahsedelim.

Aslında bu alan çok geniş bir alandır ve genel olarak uzayla ilgili yasaların ve anlaşmaların düzenlenmesini kapsar. Uzaya gönderilen cisimlerin frekans tahsisinden, uzay kaynaklarının kullanılmasına kadar, pek çok alanda uzay hukukunu görüyoruz. Bir uydu fırlatılırken oluşabilecek kazaların önlenmesi veya kaza sonrası ülkeler arası uzlaşmaların yapılması da bu konuya dahildir. Ayrıca uzay teknolojileri alanında önde gelen ülkelerin kendilerine ait iç hukuk düzenlemeleri de vardır.

(Kaynak: Pinterest)

Ne demek oluyor bu frekans tahsisi?

Eğer daha önce telsiz kullandıysanız okuyacaklarınız pek yabancı gelmeyecektir. Telsizlerde iki kişi birbiriyle iletişim kurmak istiyorsa ikisinin de aynı frekansta olması gerekir. Eğer sizin telsizinizin frekansını kullanan başka kişiler de varsa, sizin konuştuklarınız da onlara gider veya siz de onların konuştuklarını duyarsınız. Tam olarak aynı mantıkla her uzay aracı için ayrı bir frekans seçiliyor ki, iletişimde bir sorun yaşanmasın. Bu frekans tahsisini Uluslararası Telgraf Birliği olarak 1865’te kurulan “International Telecommunication Union”, yani “Uluslararası Telekomünikasyon Birliği” adındaki tek bir kurum yapmaktadır. Bu kurum, 1947 yılında Birleşmiş Milletler’e bağlandı ve telekomünikasyon alanında devletler arası hukuku sağlamaktadır.

Derin Uzay İletişim Kompleksi – Canberra (Kaynak: NASA)

Hukuk, insanların ve toplulukların bir arada yaşamalarını, belirli bir düzene koyma ihtiyacı ile ortaya çıkmış ve haliyle de çok eski bir tarihe sahiptir. Bilinen en eski yazılı hukuk metinleri MÖ 2400’lü yıllara dayanmaktadır. Fakat söz konusu uzay hukuku olunca, konunun tarihi o kadar da eski değildir.

Uzay hukukuyla ilgili ilk çalışmalar 20. yüzyılın başında başlamasına rağmen bu alandaki çalışmalar 1950’li yıllarda hızlanmaya başladı. 1957 yılında Sputnik-1 ve Sputnik-2 uydularının gönderilmesiyle uzay insanlar için bambaşka bir anlam kazandı. 1958 yılında NASA da kurulunca, Amerika Birleşik Devletleri ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği arasındaki soğuk savaşın, bir de hukuki kısmı ortaya çıktı. O zamanlar uzayda önde gelen bu iki ülke, uzayla ilgili birçok çalışma grubu kurdu.

Sputnik-1 Uydusu (Kaynak: fineartamerica)

Gelişmeler bu kadar hızlanmışken uzayda uluslararası alanda anlaşmalar düzenlenmesi gerekti. 1958 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun kararıyla uzayın barışçıl amaçlarla kullanılmasına karar verildi ve 12 Aralık 1959 tarihinde Birleşmiş Milletler Uzayın Barışçıl Amaçlarla Kullanılması Komitesi kuruldu. Ülkemizin de 1977’den beri bu komiteye üye olduğunu ekleyelim.

Peki tüm dünya ülkelerini kapsayan bir uzay hukuku ya da genel bir anlaşma var mı?

Dünyanın bütün ülkelerini kaplamasa da, genel anlaşmalar vardır. 110 ülkeyi kapsayan ve 1967 yılında imzalanmış Uzay Anlaşması bu alandaki en temel anlaşmalardan biridir diyebiliriz. Bu anlaşma, kendinden önceki “Nükleer Kısmi Test Yasağı (1963)” ve “Antartika Anlaşması (1959)”nı referans almaktadır.

Uzay Anlaşmasında genel olarak uzay kaynaklarının kullanılması ve uzayda egemenlik haklarından bahsedilir. Ülkelerin, uzay araştırmaları yaparken eşit hakları olduğu söylenir. Ayrıca uzay cisimlerinin vereceği zararların yaptırımlarını da bu anlaşmada görebiliyoruz. Hatta yörüngede nükleer ya da kitle imha silahı yerleştirilmeyeceğine dair maddeler de vardır.

Bakıldığı zaman bu maddeler çok güzel görünse de ciddi hukuki boşlukları vardır.  Uzayın nerede başladığıyla ilgili bir uzlaşmaya varılmamıştır. Bazı ülkeler, deniz seviyesinden 100 kilometre yukarısından itibaren uzayı başlatırken; Amerika Hava Kuvvetleri ve NASA ise bu sınırı 80 kilometreden başlatmaktadır. Türkiye gibi bazı ülkelerin de bu konuyla ilgili resmi bir görüşü yoktur.

Bu anlaşmaya göre ülkeler, uzay araştırmaları yaparken eşit haklara sahiptir fakat SpaceX tarafından fırlatılan Starlink uydularında bu konuda bir ihlâl var. Uzay Anlaşması’na göre, uzay kaynaklarının kullanımı ve uzay araştırmalarını yapma konusunda bütün ülkelerin eşit olduğu söylenmektedir. Ancak bir çalışmanın, olası diğerlerini engellememesi de önemli bir nokta. SpaceX sadece yörüngede çok fazla yer kaplamakla kalmıyor, aynı zamanda uzay çöplüğüne büyük bir katkıda bulunuyor ve yer tabanlı bir çok çalışmaya da darbe vuruyor. SpaceX’in açıklamalarına göre uyduların işi bittiğinde yörüngeden çıkarma manevrası yapılacak. Bu yakıtı da Starlink’in yanında götürdüğü söyleniyor ancak uyduların bazılarıyla hiç iletişim kurulamıyor. İletişim kurulamayan uydular ise yıllar boyunca yörüngede çöp olarak kalacak ve sonra atmosferde yanacak.

Starlink uydularının Batı Avrupa’dan geçişi (Kaynak: EarthSky)

Her ne kadar bu anlaşmaya taraf olan onlarca devlet olsa da olmayanlar için yaptırım söz konusu olmuyor. Uzayda başka bir uyduya çarparsa bir tazminat söz konusu olabilir, ama şimdilik herhangi bir yaptırım olmadı.

Peki Birleşmiş Milletler’in Uzay Anlaşması’ndan başka ne gibi anlaşmaları var?

Uzay Anlaşmasının hükümlerinden yola çıkılarak yapılan başka anlaşmalar da vardır. Örneğin, 1968 tarihli Kurtarma Anlaşması gibi. Bu anlaşma astronotların ve uzaya çıkarılmış cisimlerin geri getirilmeleri hakkında yapılmış bir anlaşmadır.

Bir diğer anlaşma da “Sorumluluk Sözleşmesi”dir. Bu sözleşme fırlatılan uyduların verebileceği zararların sorumluluğunu içermektedir. Aynı zamanda fırlatılan roketin verdiği zararlar da bu sorumluluğun kapsamında bulunur. Ancak burada yine bir tartışma vardır. Uzay çöpleri, tanıma göre uzay araçlarının parçaları olduğu için uzay cismi sayılırlar, yani verilecek bir zararda fırlatan ülkeler sorumlu ancak sorumluluk sözleşmesine göre uzayda verilen hasarlar, kusur sorumluluğuna girer. Burada fırlatan ülkeler derken çoğul kullanmamızın sebebi de bunun üç kısımdan oluşmasıdır: Uydunun sahibi olan ülke, uyduyu fırlatacak ülke ve roketin fırlatılacağı ülke. Bu ülkelerin hepsi, fırlatılan uydunun vereceği zararlardan sorumlu oluyorlar.

Uzayda bir cisme zarar verdiyseniz, bunun cezasını zararı nerede verdiğiniz belirliyor. Örneğin yeryüzünde bir cisme zarar verilirse ya da roket fırlatılırken bir uçağa zarar verirse mutlak sorumluluk sayılıyor. Bu sorumlulukların yaptırımları biraz daha büyük. Ancak uzaya çıkmış, yörüngede verilen zararlar kusur sorumluluğu sayılıyor. Bu tür sorunlar genellikle uyduların sahibi ülkelerin arasındaki anlaşmalar ile çözülüyor.

İsrail’in geçtiğimiz sene gönderdiği bir uzay aracı Ay yüzeyine çakıldı. Uzay aracının içinde tardigradlar da vardı. Uzayı biyolojik olarak kirletmemeye dair bir kural yok mu?

İsrail’in Beresheet uzay aracı (Kaynak: Bloomberg)

Florida’dan SpaceX’in Falcon 9 roketiyle fırlatılan Beresheet uzay aracı, geçtiğimiz sene Şubat ayında fırlatılmıştı. Ay’a iniş sırasında meydana gelen hatadan dolayı Ay yüzeyine çakıldı ve iletişim kurulamadı. Görevin başarısız olduğu duyurulduktan sonra, uzay aracının içinde tardigradların, yani su ayılarının olduğunu öğrendik. Tardigradlar, Amerika’daki Arch Mission Foundation adlı bir kurum tarafından iniş aracına eklenmişti. Ekip, iniş aracına bazı eklemeler yapabilmek için onay almasına rağmen, eklenen su ayıları hakkında İsrail’i veya Amerika’yı bilgilendirmemiş. Bu durumda da az önce bahsettiğimiz, fırlatan ülkeler sorumluluğu açısından, hem Amerika’yı hem de İsrail’i bu olaydan sorumlu hale geldi. Ayrıca Federal Havacılık İdaresi de bu uçuşa izin vermişti ancak muhtemelen onların da bu tardigradlardan haberi yoktu.

Tardigrad / Su Ayısı (Kaynak: Pinterest)

Uzay hukukçularının itiraz ettiği noktayı da yanlış anlamayalım. Onlar uzaya bir canlı gönderilmesine karşı değiller, hatta canlı gönderilmesi için çeşitli protokoller de vardır. Sadece bunun böyle sorumsuzca yapılması büyük tepki çekti. Arch Mission Foundation’un kurucu ortaklarından Nova Spivack, Twitter’dan yaptığı açıklamada, sorumsuz davrandığı için özür dilemek yerine, kaza olmasa bile bu su ayılarının yaşayamacağını iddia etti.

Arch Mission Foundation’un kurucu ortaklarından Nova Spivack’ın Twitter’dan yaptığı açıklama.

Bir uydu gönderilmeden önce bunun tescil edilmesi gibi bir şey söz konusu değil midir?

Bununla ilgili Birleşmiş Milletler’in Tescil Sözleşmesi bile vardır. Bu sözleşmede uzay cismi, parçalarıyla birlikte tanımlanır. Fırlatma parçaları da dahil edilir. Bu cismin nereye gideceği, ulusal bir tescil mekanizmasıyla Birleşmiş Milletler nezdinde tescil edilir. Burada da yine ifadeler çok geniş. Tescil edilecek uzay aracının fonksiyonu ve yörünge parametreleri genel hatlarıyla tescil edilir ancak bunlar bazı uzay hukukçuları tarafından yeterli görülmüyor. Örneğin atık olduğunda ne olacağı burada yazmıyor. Yakıt türü yazmıyor. Bir çok ülke Birleşmiş Milletler ile tescil ettiriyor ama ettirmeyenler de var. Bir de bunun doğrulama mekanizması da yok. Tescil edilen bilgilerin doğruluğu her zaman kontrol edilmiyor.

Bir de Ay Anlaşması’ndan bahsetmek istiyoruz. Adında Ay geçtiğine bakmayın. Güneş Sistemindeki Dünya hariç bütün gezegen ve gök taşlarını kapsıyor. Eğer gök cismiyle ilgili özel bir kural yoksa, uzayda bulunan doğal kaynaklarla ne yapılacağı, nasıl değerlendirileceği ile ilgili bir anlaşma bu. Ancak bu anlaşma bir çok ülke tarafından kabul edilmedi. Kabul etmeyen ülkeler, bunun uzay madenciliğine engel olan bir anlaşma olduğunu düşünüyor.

Bunların dışında nükleer güçlerle, Uluslararası Uzay İstasyonuyla veya birçok alanla ilgili pek çok madde ve anlaşma var. ancak genel olarak uzayla ilgili anlaşmalar bu şekilde. Burada bahsettiğimiz Birleşmiş Milletler’in 5 temel anlaşmasıydı.

Ay Antlaşması’nı kabul etmeyen ülkeler, Ay Anlaşması’nın ticari uzay faaliyetlerini ve uzay kaynaklarının kullanımını engelleyebileceğini düşünüyorlar. Ay Anlaşması’nın ilgili maddelerini özetleyecek olursak; Ay yüzeyi ve yer altındaki kaynaklar, hükümetlerin veya gerçek kişilerin mülkiyetinde olmayacaktır. Orada kalıcı bir istasyon kurulsa bile mülkiyet hakkı olmayacaktır. 

Bu anlaşmaya göre taraf devletler arasında bir ayrım gözetmeksizin hepsinin Ay’ı keşfetme ve kullanma hakkına sahipler. Bazı ülkeler, burada özetlediğimiz maddeleri ve anlaşmanın tamamını kendilerince yorumladıklarında; bu anlaşmanın ticari uzay faaliyetlerini ve uzay madenciliğini engellediğini düşünüyor ve kabul etmiyorlar.

Zaten Ay veya diğer gök cisimleri için mülkiyet hakkında bulunulması biraz saçma değil mi? Örneğin, 1976 yılında, ekvator hattındaki 8 ülke, yer sabit yörüngenin kendilerine ait olduğunu iddia ettiler. Hadi bu ülkelerin yaptığı kısmen de olsa mantıklı ancak daha vahim vakalar da mevcut. Şimdiye kadar kimse çıkıp da Jüpiter benim ya da Satürn’ün 3. halkası benim demedi, ama bunun bazı örnekleri de vardır. 1954 yılında Şilili bir avukat olan Jenaro Vera, Ay’ın sahibi olduğunu iddia etti. Hatta bazıları daha öteye gitti, Dennis Hope adındaki bir kişi, Ay’ın kendisine ait olduğunu iddia ederek, Amerika, Sovyetler Birliği ve Birleşmiş Milletler’e mektup göndererek 55.000 USD çöp ve depolama ücreti istemiştir.

Bu iddiaları asteroitler için de görüyoruz. Gregory Nemitz adında birisi, NEAR Shoemaker uzay aracının Eros asteroidine 2001’de inişini takiben, asteroidin kendisine ait olduğunu iddia etmiştir. Sonra da NASA’ya 20 dolarlık depolama ve park ücreti faturası göndermiş. Hatta bazıları gökcisimlerinin dedelerinden kaldığını bile söylemiş. Bunlar gibi dolandırıcılık iddialarından sonra Uluslararası Uzay Hukuku Enstitüsü, 2004 yılında bi açıklama yaptı. Uzayda mülkiyet hakkının mümkün olmadığını, uzay anlaşmasında bu konuyla ilgili kesin bir hükmün olduğunu ve kesinlikle yasak olduğunu söyledi. Bu kişiler de bu anlaşmaların devletleri bağladığını, dolayısıyla bireyleri kapsamadığını iddia ettiler. 2009 yılında açıklama yinelendi ve şahısları da bağladığı söylendi.

Uzay madenciliğiyle ilgili yapılmış bir illüstrasyon (Kaynak: mining.com)

Yeniden uzay madenciliğine dönecek olursak, bu konuda önde gelen ülkelerin uzay hukukuyla ilgili ne gibi hukuksal çalışmaları var?

2015’te Amerikan uzay yasasına uzay madenciliği ile ilgili maddeler eklendi. Böylelikle Amerika vatandaşlarının ya da şirketlerinin uzayda madencilik yapabileceğine dair maddeler yer aldı. 

Bunun ardından, Amerika, bu maddelerin uzay anlaşması dahil, Amerika’nın taraf olduğu anlaşmaları ihlal etmediğini ve uzayda egemenlik hakkı iddia ettiği şekilde yorumlanmaması gerektiğine dair bir açıklama yaptı. Şu an uzay madenciliğinin yapılması için hukuk grupları çalışıyor. Bir başka yandan uzay madenciliğini hukuka aykırı bulanlar da var. Şimdilik bu alanda hukuki anlamda bir mutabakat yok, iki farklı görüş var. Bu görüşlerden hangisinin kabul göreceğini zaman içinde göreceğiz.

astronotlar.space@gmail.com e-posta adresimize konuştuğumuz içeriklere dair düşüncelerinizi ve değinmemizi istediğiniz konuları yazabilir, bir kitap, link veya bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızı Instagram ve Twitter’dan “astro_notlar” olarak takibe almayı unutmayın! Facebook’tan vazgeçmem diyenler ise bizi AstroNotlar sayfasında bulabilirler. Gelecek hafta görüşünceye dek, gökyüzüne iyi bakın, hoşçakalın!

E-posta: astronotlar.space@gmail.com
Facebook: facebook.com/astronotlar.space
Instagram: instagram.com/astro_notlar
Twitter: twitter.com/astro_notlar
Anchor: anchor.fm/astronotlar

KAYNAKLAR VE GÖRSELLER

https://www.livescience.com/66109-tardigrades-moon-israeli-lander.html
http://sosyolojisi.com/hukukun-kokeni-ve-tarihsel-gelisimi/4311.html
https://tr.wikipedia.org/wiki/Uzay_hukuku
https://en.wikipedia.org/wiki/Israel_Aerospace_Industries
https://ecss.nl/standard/ecss-u-st-20c-space-sustainability-planetary-protection/
https://www.vox.com/science-and-health/2019/8/6/20756844/tardigrade-moon-beresheet-arch-mission
https://tr.wikipedia.org/wiki/D%C4%B1%C5%9F_Uzay_Anla%C5%9Fmas%C4%B1
https://www.bbc.com/mundo/noticias-48922328
https://www.btk.gov.tr/itu
https://www.theverge.com/2019/8/16/20804219/moon-tardigrades-lunar-lander-spaceil-arch-mission-foundation-outer-space-treaty-law
https://www.wired.com/story/a-crashed-israeli-lunar-lander-spilled-tardigrades-on-the-moon/?verso=true
https://lawschoolpolicyreview.com/2020/07/29/starlink-project-why-the-law-needs-to-catch-up/
https://memim.com/near-shoemaker.html
https://www.itu.int/en/Pages/default.aspx
https://en.wikipedia.org/wiki/International_Telecommunication_Union
https://www.britannica.com/topic/space-law
https://www.scienceabc.com/nature/universe/how-space-probes-voyager-send-radiowave-communication-signals-earth-dsn.html
https://www.unoosa.org/oosa/en/ourwork/spacelaw/index.htmlhttp://www.legalservicesindia.com/article/2338/Nature-and-Evolution-of-Space-Law.html
https://www.unoosa.org/oosa/en/ourwork/spacelaw/treaties.html
https://en.wikipedia.org/wiki/Space_law
https://icil.org.tr/category/blog/space-law/
http://www.esa.int/About_Us/ECSL_European_Centre_for_Space_Law/About_space_law

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir