EKİM’DE UZAY

AstroNotlar’dan, merhaba! Geçtiğimiz son on günde gündem o kadar yoğundu ki bu hafta kısa bir özet yapalım istedik. 

İlk olarak bir miktar parça toplamak amacıyla Bennu adlı asteroide gönderilen OSIRIS-REx uzay aracından başlayalım.

OSIRIS-Rex (Origins Spectral Interpretation Resource Identification Security Regolith Explorer) NASA’nın ilk defa bir asteroidden parça alıp getirmek üzere tasarladığı uzay aracıdır. 7 yıllık bir görevle Bennu adlı asteroidden bir örnek getirmesi hedeflenerek Eylül 2016’da fırlatıldı. Aralık 2018’de Bennu’ya başarılı bir iniş yaptı. Görevin amacı, asteroidin özelliklerini incelemek ve bir miktar örnek toplayıp Dünya’ya getirmek. Görev başarılı bir şekilde gerçekleşti ve yüzeyden örnek almayı başardı. Tüm bunlar Dünya’dan yaklaşık 330 milyon kilometre ötede oluyor! Yani Güneş’le aramızdaki uzaklığın neredeyse iki katı kadar bir mesafe!

NASA's OSIRIS-REx Ready for Touchdown on Asteroid Bennu | NASA
OSIRIS-Rex uzay aracı ve Bennu asteroidini gösteren illüstrasyon (Kaynak: NASA)

Başardı ama bununla yetinmedi, biraz aç gözlülük etti. OSIRIS-Rex alması gerekenden daha fazla örnek alınca, örneklerin depolandığı ekipman tam kapanmadı. Aslında bu da kasten yapılan bir şey değil. Robotik kolun ucundaki kap asteroide biraz fazla bir kuvvet uygulamış ve istenilenden biraz daha şiddetli bir daldırma hareketi olmuş. Öyle olunca da örneklem kabı tepeleme dolmuş ve  kapağın kapanacağı yere malzeme bulaşınca da kapak tam kapanamamış. Bunu şöyle düşünebilirsiniz, diyelim ki bir kova dolu bulgura bir kavanoz daldırarak bir miktar almak istiyorsunuz. Kavanozun tamamını kovaya daldırırsanız, kavanoz tepeleme dolmakla kalmaz, kapağın oturacağı yivlere de ufak tefek parçalar da dolabilir. Verdiğimiz örnekte bulgur taneleri yivleri doldurmayabilir ancak asteroidin yüzeyindeki toz doldurabilir. Öyle olunca kavanozun kapağını güvenli bir şekilde, sıkıca kapatamazsınız. OSIRIS-Rex’in başına gelen de aynı bu. Hal böyle olunca örnek kabı planlanandan çok daha erken bir zamanda kapsüle alınarak, mümkün olduğunca az miktarda kayıp olması hedeflenmiş. Ama bu durumda bile Dünya’ya dönüş yolculuğunda bu örnekleri döke döke geliyor ne yazık ki. Her ne kadar bu uzay aracına bir zarar vermese de örneklerin durumunu 24 Eylül 2023 tarihinde, uzay aracı Dünya’ya ulaştığı zaman görebileceğiz. Bakalım araç atmosfere girdiğinde örnekler sağ kalabilecek mi, ya da o zamana kadar güvenli kutuda örnek kalacak mı?

Geçtiğimiz ay astronomi, uzay ve hatta bilim kurgu severlerin gündemine bomba gibi bir haber düşmüştü. Venüs’te fosfin gazı bulunması bir tür yaşam formunun olabileceğine dair yeşil ışık yakmıştı. Ama geçtiğimiz günlerde arXive’da yayınlanan bir makale ile bu habere gölge düştü.

Life on Venus? | SETI Institute
Venüs’te fosfin (Kaynak: SETI Institute)

Aslında bu durum biraz trajikomik bir hal almaya başladı çünkü her ne kadar Nature dergisi bilim dünyasının en prestijli yayın organlarından biri olarak kabul edilse de, orada yayınlanan bu tür sansasyonel bulguların büyük bir kısmına dair bir düzeltme gelmesi de beklenir hale geldi artık. Bu konuda olan da bu. 

Leiden gözlemevinden bir biliminsanı, bu sansasyonel habere neden olan verileri bir de ben analiz edeyim diyerek farklı bir yaklaşımla yeniden inceliyor ve fosfin miktarının değil yaşam formuna işaret edecek kadar çok olması, aksine belki de hiç bulunmadığı sonucuna ulaşıyor. Makale henüz hakem incelemesinden geçmiş olmadığı için bu sonucun da ne kadar güvenilir ve kesin olduğunu bilmiyoruz ama bilimsel ortamlarda bir kez daha “Nature’un doğasında bu var artık” espirileri döndüğü kesin.  Öte yandan Venüs’te gerçekten bu denli fosfin gazı varsa bile bunun bir yaşam formu tarafından üretilmek yerine, henüz bilmediğimiz jeolojik bir sürecin sonucu olabileceğine dair iddialar da mevcut, ki aslında ana makaleyi yazan araştırmacılar da bu seçeneği tamamen elemiş değillerdi. Bu noktada topu bir de Nature hakemlerine atıyorlar ve diyorlar ki; bizi bu konuda kesin bir şekilde uyaran olmadı! Halbuki hakemlerin net bir şekilde “kendinizi kandırmayın” uyarısında bulunmuş olduğu iddia ediliyor.  

Peki nasıl oluyor da aynı veriden böyle bambaşka sonuçlar ortaya çıkabiliyor? Aslında sorun veriyi aldıkları aletin buna ne kadar uygun olduğu ve verilerin analiz edilmesinde uygulanan işlemlerde saklı. Meşhur makaledeki verileri normalde yıldızlararası uzayın dev ve soğuk bulutlarına bakmak için kullanılan ALMA dizgesi ile elde etmişlerdi. Halbuki Venüs’ün sıcaklığı buna kıyasla kat be kat fazla olduğu için, elde edilen verilerin kalibrasyonu, gürültüden arındırılması ve benzeri işlemler oldukça fazla matematiksel beceri gerektiriyor. Bu analizler için de tek bir yol yok ama sonucun doğruluğundan emin olmak için farklı yollarla elde edilen sonuçların en azından belirli ölçekte birbiriyle uyumlu olması beklenir. Ne yazık ki bu araştırma için bunu söylememiz şimdilik pek mümkün görünmüyor. 

Fosfin olabileceği görüşü ilk olarak JCMT’den (James Clark Maxwell Teleskopu) elde edilen verilerle ortaya çıktı ama bunu yakından incelemek için yapılan detaylı gözlemler ALMA ile elde edildi. Yine de fosfin yoktur demek için sadece ALMA gözlemlerini yanlışlamak yeterli değil, JCMT verilerinin de yanlışlanması gerekir ki bunu da başka bir araştırmacı gerçekleştirmiş ve yine Nature’de yayınlanması için gerekli süreç başlamış. Bu çalışmada ise fosfin gazı zannedilen şeyin aslında fosfine çok benzer başka bir kimyasal olan sülfürdioksit olduğu iddia ediliyor. Sülfürdioksidin Venüs’te bolca bulunduğu ise zaten bilinen bir bilgi. Burada söylenilen asıl şey; gerek ALMA verilerinin gerekse JCMT verilerinin, fosfin ile sülfürdioksit arasında bir ayrım yapmak için uygun olmadığı yönünde. 

Sen - space TV
James Clark Maxwell Teleskopu (Kaynak: ESO)

Peki sonuç ne? Ana makalede kulanılan verileri bir çok araştırmacı analiz ediyor, bunlar arasında makalede adı geçen bazı araştırmacılar da var ve onların söylediğine göre verilerin analizi sırasında bazı büyük terslikler olmuş ve yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkmış olabilir. Bunun gibi göz önünde olan ve iddialı çalışmalar, yayınlanan diğer sonuçlara kıyasla çok daha fazla kuşkuya ve sınava maruz kalır. Bilimin doğasında da bu vardır zaten. Birileri bir araştırma yapar, diğerleri farklı yöntemlerle ama aynı verilerle aynı sonuca ulaşıp ulaşamadıklarını test eder. Çalışmanın sonuçları ne kadar farklı yaklaşımla sınanırsa güvenilirliği de o kadar artar. Şu anda fosfin bulgusu tamamen yanlıştır demek pek doğru olmaz ama güvenilirliği test ediliyor diyebiliriz. 

Bizden yaklaşık 330 milyon km ötedeki Bennu ile başladık, Venüs’e geldik. Şimdi biraz daha yakına, Ay’a gelelim. NASA bir kez daha Ay’da su bulunduğu haberiyle çıktı karşımıza.

Daha önce Ay’ın sürekli karanlıkta kalan kutup bölgelerindeki kraterlerde buz halinde su bulunduğu açıklanmıştı. Bu seferki araştırmada ise “Lunar Reconnaissance Orbiter”dan alınan veriler ışığında, sadece bu kutup kraterlerinde değil, biraz daha yaygın bir şekilde Ay’ın asla Güneş görmeyen her yerinde su buzu olabileceğinden bahsediliyor. Buna ek olarak bir de “SOFIA” teleskobu ile yapılan bir araştırma sayesinde Ay’ın yüzeyine dair bir bulguya daha erişiliyor. Şimdiye kadar Chandrayaan-1, Deep Impact Uzayaracı ve Cassini’deki bir dedektör olmak üzere üç farklı uzay aracı sayesinde Ay’ın Güneş gören yüzeyinde de hidrojen ve oksijen içeren moleküller tespit edilmişti. Bunlar tam olarak H2O formunda mı yoksa OH formunda mı, orası net değildi. SOFIA ile elde edilen veriler sayesinde bu mesele açıklığa kavuştu ve Ay yüzeyinde su molekülleri gözlemlendiği kesinleşti. Bu durum Ay’ın tüm yüzeyi için geçerli olmasa da bölgesel jeolojik unsurların bir sonucu olarak düşük enlemler için geçerli. Bunlara ek olarak, Ay yüzeyinde bulunan suyun büyük kısmının, Ay’daki zorlu şartlardan korunarak yüzeyde kalmasını sağlayabilmesinin yolunun, ancak cam veya zerrecikler arasında saklanmış olması gerektiği iddia ediliyor.

Scientists Just Reported The First Unambiguous Detection of Water on The  Moon
Ay’da su (Kaynak: Science Alert)

Ay’ın ayrı ayrı noktalarında sürekli su bulunması, yakın gelecekte yapılması planlanan Ay Üssü’nde su kıtlığı çekmeyeceğimiz anlamına gelir mi, göreceğiz. Yazıyı sonlandırmadan İzmir’deki depremden etkilenen herkese geçmiş olsun diyoruz. Benzeri felaketlerin yaşanmaması için gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını umuyoruz.

astronotlar.space@gmail.com e-posta adresimize konuştuğumuz içeriklere dair düşüncelerinizi ve değinmemizi istediğiniz konuları yazabilir, bir kitap, link veya bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızı Instagram ve Twitter’dan “astro_notlar” olarak takibe almayı unutmayın! Facebook’tan vazgeçmem diyenler ise bizi AstroNotlar sayfasında bulabilirler. Gelecek hafta görüşünceye dek, gökyüzüne iyi bakın, hoşçakalın!

E-posta: astronotlar.space@gmail.com
Facebook: facebook.com/astronotlar.space
Instagram: instagram.com/astro_notlar
Twitter: twitter.com/astro_notlar
Anchor: anchor.fm/astronotlar

KAYNAKLAR VE GÖRSELLER

https://www.theguardian.com/science/2020/oct/23/nasa-spacecraft-osiris-rex-asteroid-rubble

https://www.wired.co.uk/article/venus-phosphine-life-questions

https://arxiv.org/abs/2010.09761

https://arxiv.org/abs/2010.14305

https://www.nature.com/articles/s41550-020-1198-9

https://ui.adsabs.harvard.edu/abs/2009Sci…326..568P/abstract

https://ui.adsabs.harvard.edu/abs/2009Sci…326..565S/abstract

https://ui.adsabs.harvard.edu/abs/2009Sci…326..562C/abstract

https://www.sciencealert.com/we-have-the-first-unambiguous-detection-of-water-on-the-moon

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.