2020’NİN ARDINDAN

AstroNotlar’dan merhaba. 2020’nin son haftasında sizler için yılın kısa bir özetini yapalım istedik.

Bu yılın başlarında, Orion yani Avcı takımyıldızının en parlak ikinci yıldızı olan Betelgöz’ün sönükleşmesiyle acaba ölüyor mu, bir süpernova gözlemleyebilecek miyiz diye heyecanlanmıştık. Ne var ki 2020 biterken gördüğümüz üzere böyle bir şey maalesef olmadı. Aslında tek olan, Betelgöz’ün parlaklığında büyük miktarda, %70’lere varan bir azalmadan ibaretti. Üstelik parlaklıktaki bu azalma amatör astronomların verileri sayesinde keşfedildi. Bu azalma ilk olarak AAVASO’nun web sitesine yüklenen gözlem verilerinde fark edildi. Betelgeuse gibi çok parlak yıldızları artık günümüz teleskopları ile profesyonel gözlemevleri gözlem yapmıyor ama, ne kadar parlak olursa olsun gökyüzündeki her cisim bizim için her zaman için bir bilgi ve ilgi kaynağıdır. Haliyle Betelgöz’ün de bu değişimini amatör astronomların yaptığı gözlemler sayesinde keşfetmiş olduk. 

AAVSO visible light curve of Betelgeuse in V bands in the last ten... |  Download Scientific Diagram
Betelgöz’deki Işık Değişim Grafiği (Grafik: AAVSO)

Betelgöz’ün sönükleşmesine neden olabilecek senaryolardan biri yıldızın madde atımı yapıyor olabileceğine dair. Ocak, Şubat ve Mart aylarında milimetre altı dalgaboylarında James Clerk Maxwell teleskobuyla Betelgöz’ün gözlemleri yapıldı. Eğer bir madde atımı veya yıldızın etrafında bir toz bulutu varsa, bu dalgaboylarında Betelgöz’ün daha parlak olması gerekirdi. Fakat böylesi bir duruma rastlanmadı. Aksine milimetre altı dalgaboylarında da az miktarda sönükleştiği görüldü. Hal böyle olunca, madde atımının geçerli bir senaryo olup olmadığı konusundaki soru işaretleri de havada kaldı. 

Bir diğer soru, yıldızdaki bir lekenin böylesi bir parlaklık azalmasına neden olup olmayacağı şeklinde. Güneş’te de olduğu gibi bir çok yıldızda yıldız lekeleri mevcut ve bunlar da yıldızın parlaklığında düşüşe sebep olabiliyor. Yıldız lekeleri yıldız yüzeyinin genellikle %20-30’u civarını kaplayabilir. Ancak Betelgöz’deki bu parlaklık düşüşünü leke ile açıklayacak olursak o zaman lekelerin yıldız yüzeyinin %70’i civarını kaplaması gerekir ki bu da çok sıradışı bir durum. Yine de böyle bir şey olabilir mi diye Şili’deki Very Large Telescope üzerinde SHERE adlı bir alet ile Mart ayında çeşitli gözlemler yapıldı. Henüz bu gözlemlerin sonuçları yayınlanmış değil ama tahmin edilen şu ki hem leke hem de bir kütle atımı senaryosunu bir araya getirecek, her şeyi biraz daha derleyip toplayacak bir cevapla karşımıza çıkacak araştırmacılar. Zaten bu büyük parlaklık sönümünün ardından yeniden eski parlaklığına erişti Betelgeuse. Bugünlerde de normal parlaklığının %90’ı civarında, yine birazcık sönük ama çok büyük bir düşüş devam etmiyor. Yani Betelgöz’e ne olduğunu öğrenmek için biraz daha sabretmemiz gerekiyor. Bu sorunun cevabını ancak yapılan çalışmalar yayınlandıktan sonra alabileceğiz. 

Dimming Betelgeuse likely isn't cold, just dusty, new study shows | UW News
Betelgöz’deki ışık değişiminin çıplak gözle görünümü (Fotoğraf: University of Washington)

Betelgöz’ü bir yana bırakırsak 2020’ye damgasını vuran diğer olaylardan bir tanesi de, güzellik tanrıçası olarak da bilinen Venüs’te fosfin gazının bulunması oldu. Bu buluş tüm dünyada yankı uyandırdı. Nature Astronomy’de Eylül ayında yayınlanan bir makale ortalığı karıştırdı. Uzayda yaşam arayışlarımız içerisinde Venüs, belki de bizim yaşam olasılığı olabileceğini düşündüğümüz en son gezegen olacaktı. Çünkü Venüs’ün yüzey sıcaklığı ortalama 464 C  ve atmosferinin %96’sı karbondioksitten oluşmakta. Bu bizim bildiğimiz anlamda yaşamın oluşması için elverişli bir ortam değildir. Ancak ABD ve İngiltere’deki biliminsanları, Venüs atmosferinde mikrobik yaşamın varlığına dair kanıtlar bulmuş olabileceklerini duyurdular. Ancak burada kafa karıştıran bir durum vardı; Venüs’e gönderdiğimiz uzay araçları bile yüzey sıcaklığı çok yüksek olduğu için ancak birkaç dakika çalışabiliyordu. Dolayısıyla yüzeyde bir yaşam olma olasılığı çok düşüktür. Yapılan araştırmalarda, Venüs’ün yüzeyinden 50 km kadar yüksekte, atmosferinde yaşam belirtisi olabilecek fosfin gazı kalıntılarına rastlandı. Fosfin gazı Dünyamızda %5 oranında bulunan bir gaz ve uzayda ya da evrende canlı yaşam arayışı çalışmalarımız sırasında bizim için bir yaşam kaynağı belirteci olarak kullanılıyor. Bu Venüs’te beklenmedik bir durumdur. Venüs’te böyle bir gazın izine rastlanması çok ilginçtir.

We need to go to Venus as soon as possible | MIT Technology Review
Venüs (Fotoğraf: NASA)

Venüs’ün bulutlarının yoğun asit bulutları olduğunu biliyoruz. Venüs atmosferinde bakterilerin yaşayabilmesi için elimizde çok fazla olasılık kalmıyor. Ya bakteriler çok kalın bir teflon tabakasıyla kaplılar ve bu asit ortamdan kendilerini koruyorlar ya da evrim geçirdiler ve o şartlarda yaşamayı başardılar, ya da Fosfin gazının üretilebileceği ve bizim bilmediğimiz jeolojik veya meteorolojik bir mekanizma var Venüs’te, bu da ihtimallerden birisi. Bu sorunun cevabını hala bilmiyoruz ama öte yandan da Kasım ayında yayınlanan bazı makalelere bakıldığında Venüs’te fosfin gazının belki de hiç bulunmadığı sonucuna da varılabilir. Aynı veriler farklı şekillerde işlendiğinde farklı sonuçlar elde edilebileceğine dair çeşitli görüşler var. Buna dair kesin makaleler henüz yayınlanmış değil ama bulunan şeyin fosfin değil, fosfine çok benzer yapıda olan sülfürdioksit olabileceği de gündemde. Veri analizi sırasında birbirine benzer yapıdaki bantların ayırt edilmesi çok zor olduğu için bu olasılık da gayet mümkündür.

planets. Fabayo.com
Venüs’te fosfin (Görsel: Space.com)

2020’nin nadir güzel haberlerinden birisi de bu yılki Nobel Fizik Ödülü’nün şimdiye dek ilk kez bir kadın astronoma verilmiş olması. Andrea Ghez, Samanyolu gökadasının merkezindeki süper kütleli yoğun bir cismin keşfiyle bu ödülü aldı ve Andrea Ghez’in geçmişi de başarılarla dolu. Nobel ödülü konuşmasında “bilim konusunda tutkulu iseniz yapacak çok şey var” diyen Ghez, aslında Amerikalı bir gökbilimci olmasına ve onlarca ödül almış olmasına (Annie Cannon Ödülü 1994, Packard Fellowship 1996, MacArthur Fellowship 2008), İsveç Kraliyet Akademisi üyesi olmasına rağmen, ancak 2019 yılında Amerikan Fizik derneğine üye olmuş. Bir Amerikalı biliminsanının kendi ülkesindeki fizik derneğine üyeliğinin 2019’da gerçekleşmesi, çalışma hayatının bu kadar ilerleyen bir zamanında bunu yapması da oldukça ilginç bir durum. Amerikan Fizik Derneği üyeliğinden bir yıl sonra da Nobel Fizik Ödülü’nü almıştır. 

Andrea Ghez: The hunt for a supermassive black hole | TED Talk
Andrea Ghez (Fotoğraf: TED Talks)

Başımızı yeniden göğe kaldırdığımızda, astronomin tüm insanlığı birleştiren gücünü 2020’nin temmuz ayında NeoWise kuyrukluyıldızı sayesinde bir kez daha gördük. Çıplak gözle görülebilen bu kuyrukluyıldız herkesi çok heyecanlandırdı. Çıplak gözle görülebilmesine rağmen aslında çok parlak değildi. En son 1997’de çıplak gözle gözleyebildiğimiz kuyrukluyıldız olan Hale-Bopp kuyrukluyıldızına nazaran çok çok daha sönük bir kuyrukluyıldız oldu NeoWise. Bulunma hikayesi de çok ilginç aslında; Wise uzay teleskobunun Dünya’ya yakın geçen nesneleri gözleme görevi sırasında tamamiyle şans eseri olarak keşfedildi. Onu ilginç kılan unsurlardan biri de yapılan yörünge hesaplamalarında bu kuyrukluyıldızın yaklaşık 4500 ya da 6000 yıl sonra tekrar Dünya’nın yakınından geçeceği hesaplandı. Doğal olarak herkesin çok ilgisini çekti bu kuyrukluyıldız ve tabii ki bolca astrofotoğrafa da konu oldu. Şartları zorlayarak cep telefonu ile bile fotoğraflamak mümkün oldu. Aslında poz süresi ayarlanabilen bir fotoğraf makinesi ile bu tür cisimleri fotoğraflamak çok daha uygundur. TÜBİTAK Ulusal Gözlemevi’nin Bakırlıtepe yerleşkesinde de bu şekilde bir NeoWise fotoğrafı elde etmeyi başardık. Sönük bir cisim olduğu için peş peşe 10-15 tane görüntü elde ettik ve bunları üst üste bindirerek her nesnenin kameraya düşen ışık akısı toplandığı için sönük olan nesneyi daha parlak görmek mümkün oldu. 

Tübitak Ulusal Gözlemevi’nde NeoWise Kuyrukluyıldızı (Fotoğraf: Kadir Uluç)

Ne var ki çoğu kimse için Jüpiter ve Satürn kavuşumunu görmek, NeoWise kuyrukluyıldızı gözlemi kadar kolay olmadı. Türkiye’de çoğu yer bulutluydu, hatta TUG’un bulunduğu yer dahi bulutluydu ama kavuşum gecesi bulutlardaki hafif bir aralıktan fırsat bilerek kavuşumu görüntülemek mümkün oldu, hatta Ulusal Gözlemevi’nin YouTube kanalından da canlı yayın yapıldı.

Jüpiter ve Satürn'ün 800 Yıl Sonraki Kavuşumu - YouTube
Teleskopla alınmış Jüpiter ve Satürn Kavuşumu (Fotoğraf: Tübitak Ulusal Gözlemevi)

Biraz da 2021’de bizi neler bekliyor onlara bakalım. Üniversitelerdeki ekiplerin hazırladığı uyduların yörüngeye gönderilmesine dair bölümler yapmıştık daha önce. 2021’de ise Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi’nin uydusu olan Grizu-263 uydusu fırlatılacak. Ülkemizdeki üniversitelerin hazırladığı uydulardan yörüngeye oturtulacak olan üçüncü uydu bu. İki açıdan ilgi çekici; birincisi bir üniversite takımının böyle bir uydu geliştirmesi ve bunu yörüngeye oturtma hedefiyle hareket edip bunu sonuçlandırması, ikincisi de SpaceX’in Falcon roketi ile yörüngeye yerleştirilecek olması. Bu imkanları elde edebilmek ekip için büyük bir başarı. Bütçesi de yüksek olan bu projenin arkasında Erdemir Demir Çelik var ve bu da üniversite gençliğine destek verildiğinde neler yapılabileceğinin en güzel örneklerinden birini oluşturuyor. 

Grizu uydusundan hemen önce de Türksat 5A uydusu yine Falcon 9 roketi ile yörüngeye yerleştirilecek. Bu fırlatışlar Türkiye için gerçekten umut vaad edici gelişmeler. 

Bu fırlatışlardan başka gökyüzünde bizi heyecanlandıran bir diğer şey de Güneş’imizin 25. Leke Çevrimi. Güneş’imizin 11 yıllık bir leke çevrimi olduğunu biliyoruz. Lekeler önce ekvatordan uzakta belirmeye başlıyor ve zamanla ekvatora yakın yerlerde ve daha çok sayıda görünüyor. Güneş’in etkinliği de zaman içerisinde azalırken leke sayıları da azalıyor ve bir süre sonra lekeler sadece ekvator civarında görünür hale geliyor. Bütün bu süreç yaklaşık 11 yıl sürüyor ve biz buna bir leke çevrimi diyoruz. Yeni başlayan bu 25. çevrimin de Temmuz 2025’te maksimuma erişeceği tahmin ediliyor. Bu tarih geldiğinde Güneş’te yaklaşık 115 tane Güneş lekesi görülebileceği bekleniyor. Tabii ki Güneş lekeleriyle birlikte Güneş’ten kütle atımları, Güneş yüzeyinde patlamalar da oluyor ve bunlar da Dünya’yı bir miktar etkileyebiliyor. Her ne kadar Dünya’yı doğrudan etkilemese de Dünya etrafındaki uyduları etkileyebiliyor. Kutup bölgelerinde daha çok ve daha şiddetli ve daha uzun süreli auroralar görebileceğimiz anlamına geliyor. Yani aslında eğer bu seyahat yasakları kalkıp da kutup civarlarına gidebilirsek, bizi gerçekten görsel bir şölen bekliyor yakın zamanda diyebiliriz.  

Güneş demişken önümüzdeki yılın tutulma menüsüne de bir göz atalım. 2021’de aslında iki Güneş Tutulması, iki de Ay Tutulması var ancak ne yazık ki bunların hiçbiri Türkiye’den gözlemlenemeyecek. 

Tutulma gözlemleyemesek de içinde bulunduğumuz bu günlerde Quadrantid meteor yağmuru var. Yeterince karanlık bir yere gidebilirsek eğer Büyük Ayı takımyıldızı civarından saçılıyormuş gibi gözüken bu meteor yağmurunu gözleyebiliriz. Saatte görebileceğimiz maksimum sayı oldukça yüksek ama bunun için karanlık bir yerde olmamız gerektiğini unutmayalım.

astronotlar.space@gmail.com e-posta adresimize konuştuğumuz içeriklere dair düşüncelerinizi ve değinmemizi istediğiniz konuları yazabilir, bir kitap, link veya bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızı Instagram ve Twitter’dan “astro_notlar” olarak takibe almayı unutmayın! Facebook’tan vazgeçmem diyenler ise bizi AstroNotlar sayfasında bulabilirler. Gelecek hafta görüşünceye dek, gökyüzüne iyi bakın, hoşçakalın!

E-posta: astronotlar.space@gmail.com
Facebook: facebook.com/astronotlar.space
Instagram: instagram.com/astro_notlar
Twitter: twitter.com/astro_notlar
Anchor: anchor.fm/astronotlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.