BİRLEŞME BAŞLADI: ANDROMEDA VE SAMANYOLU BULUŞUYOR

AstroNotlar’dan, merhaba! Bu haftaki konumuz gökadamız Samanyolu’nun, komşu gökadamız Andromeda  ile yakınlaşması.

Tabii, öncelikle ev sahibimiz Samanyolu’nu tanımakta fayda var. İşin fiziğine girmeden önce biraz hikayesinden bahsetmek istiyoru… Yunan mitolojisine göre ölümlü bir kadından dünyaya gelen Herakles’i babası Zeus, ölümsüz olması için uykuda olan Yunan Tanrılarının Kraliçesi Hera’nın göğsüne bırakıyor. Hera’nın sütünü içen Herakles ölümsüz oluyor ve Hera’dan akan süt ile süt yolu anlamına gelen “Milkyway” oluşuyor. 

Samanyolu kelimesinin Farsça kökenli olduğunu biliyoruz. Eski zamanlarda İranlı gökbilimciler Samanyolu için saman çeken ya da çalan anlamına gelen Kehkeşan’ı kullanıyorlardı. Kehkeşan’ı kullanma sebepleri ise yıldızların yere düşen saman tozlarından meydana geldiğini düşünmeleriymiş. Başlarda saman hırsızı olarak söylense de zaman içinde Samanyolu adı benimsenmiş ve kullanılmaya başlanmış. Keşfinde antik çağdan bu yana birçok kişinin payı vardır; Democritus, Aristo ve Galileo bunlardan bazıları. Yaklaşık olarak 300 milyar yıldız barındırıyor ve çapı 100.000 ışık yılı.

Andromeda’nın Yunan mitolojisindeki anlamının zincire vurulmuş kız ya da zincire vurulmuş prenses olduğunu biliyoruz. Diğer bir yandan elinde kılıç tutan bir kadın benzetmesi de yapılıyor. Gökadanın bu tasvirinin Herakles’in 12 Suç efsanesi ile bağlantılı olduğu düşünülüyor.

Komşu gökadamız ortalama 1 trilyon yıldızdan oluşuyor ve çapı yaklaşık 220.000 ışık yılı. Görünür parlaklığı 3.5 kadir olan komşumuzu şehir ışıklarından uzakta bir dağın tepesine giderek çıplak gözle, bulanık halde görmemiz mümkün. Eğer tamamını çıplak gözle görebilecek olsaydık gökyüzümüzde yaklaşık 6 Ay büyüklüğü kadar yer kaplardı. Unutmadan şunu da söyleyeyim: insanın göz algısı yaklaşık 6 kadir parlaklığındaki cisimleri görmeye elverişli ve bu sayı büyüdükçe cismin parlaklık seviyesi azalıyor, yani biz astronomlar için işler biraz ters yürüyor.

Galaksileri tanıdığımıza göre şimdi asıl noktaya değinebiliriz. Evren genişlerken, her şeyin birbirinden uzaklaşmasını bekliyoruz. Peki nasıl oluyor da bu arkadaşlar birleşiyor?

Cevap aslında oldukça basit! Birbirinden ayrılan kütleler galaksi gruplarıdır, galaksiler değil. Andromeda ve Samanyolu’nun da içinde bulunduğu hatta kütle çekim merkezlerinin yine ikisi arasında olduğu Yerel Grup’ta 35’ten fazla galaksi bulunuyor. Yakın  bir örneğini bildiğimiz ve zamanında Satürn’ün Jüpiter’i kütle çekim kuvvetiyle yok olmaktan kurtardığı gibi Yerel Grup’taki galaksiler de dağılmamak için aynı kuvvetle birbirlerini çekiyorlar. Zaman içinde birbirlerini daha iyi tanıyarak dostluklarını taçlandırmak için de birleşiyorlar diyebiliriz.

Bu kısımda insanın aklına şöyle bir soru geliyor. Galaksi gruplarının, galaksilerin ya da herhangi bir gök cisminin yakınlaşıp uzaklaştığını nasıl anlıyoruz? 

Aslında bunu Doppler Kayması ile açıklayabiliriz. Christian Andreas Doppler, bize dalgalar halinde gerçekleşen bir durumda cisim eğer bizden uzaklaşıyorsa cisimden bize gelen ışığın dalga boyunun kırmızıya kaydığını, yakınlaşıyorsa maviye kaydığını söylüyor. Konuyu detaylı olarak Ötegezegen keşiflerini anlattığımız bölümde açıklamıştık, “Başka Dünyalar Peşinde” bölümümüze göz atmanızı öneririm. 

Evrende çok sık karşılaştığımız bu birleşme, içinde bulunduğumuz ortamı etkilediğinde korkutucu bir hal alabilir fakat bu olay o kadar yavaş gerçekleşiyor ki o ana kadar yani yaklaşık 4 milyar yıl boyunca endişelenmemiz gereken başka durumlar olacak. Mesela, Güneş’imiz hidrojen deposunu tamamen tüketmiş olacak ve genişlemeye başlayacak tabii tüm bunlara fırsat vermeden kendi kendimizi yok etmezsek. 

Edwin Hubble, Polamar Gözlemevi’ndeki, Hale teleskobunu kullanarak önemli noktalarda bize ışık tutuyor. Başka komşu galaksilerimiz olduğunu söylüyor ve Sefeit değişkenlerini kullanarak Andromeda’nın bize ne kadar uzak olduğunu buluyor. Sefeit türü değişen yıldızların parlaklıkları, dönemleriyle ilişkilidir. Bunu bilen Hubble, yıldızın ürettiği enerji miktarına bağlı olan ritmi ölçerek gerçek parlaklığı buluyor. Bir cismin parlaklığı uzaklığıyla doğrudan alakalıdır. Gerçek parlaklık ile uzaklık bağlantısını kuran Hubble Andromeda’nın bizden yaklaşık 2,5 milyon ışık yılı uzakta olduğunu tespit ediyor.

Son yapılan çalışmalarda birleşmenin, halk arasındaki deyişle çarpışmanın beklediğimizden daha yakın olduğu hatta başladığı ortaya çıktı. Bu çarpışma hayalimizde canlandığı gibi yıldızların, gezegenlerin birbirlerine girmesi şeklinde gerçekleşmeyecek. Yıldızlar arası mesafeler çok fazla olduğu için böyle bir durum olmayacak ama gaz ve toz yapılar çarpışıp yeni yıldızların oluşması için gereken ortamı sağlayacak.

Hubble Uzay Teleskobu’nun 40’tan fazla görüş hattıyla bizlere verdiği bilgilerle iki galaksinin halelerinin birbiri içine girdiğini söyleyebiliyoruz. Haleyi galaksiler etrafındaki devasa gaz rezervuarları ve sarmal gökadaların en dış kısmı olarak açıklayabiliriz. Bu gaz depolarını Andromeda’nın ardında kalan, kendilerini merkezlerindeki devasa büyüklükteki karadeliklerin kütle çekim kuvvetine kaptıran, evrenin köşelerindeki parlak galaksilerden yani kuasarlardan anlıyoruz. Şöyle ki bu gaz yapı, kuasarların ışığını emiyor. Bu sayede halenin yapısı hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Hubble da haledeki bazı maddelerinin kütle miktarını bizlere vererek halenin ne kadar genişlediğini anlamamıza yardımcı oluyor. Biz M31’in yani Andromeda’nın halesinin ne kadar genişlediğini görebiliyoruz fakat Samanyolu’nun halesini ölçemiyoruz. Bu iki galaksi birbirine çok benzediği için ev sahibimizin de hemen hemen aynı değerlere sahip olduğunu düşünüyoruz. Bütün bu söylediklerim AMIGA adı verilen projeyle bizim huzurumuza sunuluyor. Bu proje Andromeda’nın çevresel galaksi ortamını araştırıyor.

Önümüzdeki 4 milyar yıl boyunca bu konuyla ilgili sorun yaşamayacağız. Şu an için bir problem teşkil etmese de insan yapısı gereği bilinmeyeni bulmaya çalışarak, bilinçaltındaki yok oluş korkusunu dindirmeye çalışıyor. Bu noktada M31’in bize hangi hızla yaklaştığını bilmek biraz da olsa içimizi rahatlatıyor. Kendisi saniyede 110 km hızla bize doğru geliyor ve biz bunu enine hızına bakarak hesaplıyoruz.

 Peki nasıl olacak bu birleşme? Birleşme tam olarak gerçekleştiği zaman yıldızlar ve yıldız sistemleri savrulacak. Böyle olmasının nedeni galaksilerin merkezlerindeki karadeliklerin birleşirken enerji ve momentumunu korumak istemesinden geliyor. Enerjilerini etrafındaki gök cisimlerine aktarıyorlar ve cisimler savruluyor. Aralarındaki mesafe 1 parseğin (1pc= 3.09X1013 km)  altına düşünceye kadar bu durum normal şekilde devam ediyor. Mesafe azalınca karadeliklerin efsanevi hızlı dönüşünden ötürü yine etraflarındaki cisimler yörüngelerinden farklı yerlere, evrenin başka bir yerine yerleşiyor. Bilgisayar modellemelerine göre kara delikler birleşip daha büyük bir kara delik olduğunda da kara delik ve gökada eliptik bir şekil alacak.

İzole ortamda enerjinin korunması gerektiğini biliyoruz fakat kara delikler birleşince neden beklediğimizden daha fazla kütle kaybına uğruyor?

İlk başta iki kara deliğin birleşip daha büyük bir kütle oluşturması fikri mantıklı gelse de bu durum öyle değil. Oluşan yeni kara deliğin kütlesi ortalama 80 ila 90 Güneş kütlesi arasında olacak çünkü kütlesel çekim dalgaları yayarak sürekli enerji kaybedecek. Bu noktadan sonra bizler kaybolan kütlenin tamamını kütle çekim dalgalarıyla açıklayamıyoruz. Beklediğimizden daha fazla kütle kayboluyor ve nereye gittiği ise günümüzde hala bilinmiyor. Bilinmezliğe bir isim veren bilim insanları bu olaya “son parsek problemi” diyor. Yani bu sorunun cevabı bizler için kocaman bir soru işareti. Bir gün olur da bu problem çözülürse, cevabı bulan kişinin Nobel Fizik Ödülü alacağının garantisini şimdiden verebiliriz.

Yayınımızı bitirmeden önce AstroNotların aylık takvimine ücretsiz olarak erişebileceğinizi hatırlatmak istiyorum. Emre Erkunt’un astrofotoğrafını işlediği Lale Bulutsusuna ev sahipliği yapan Eylül ayı takvimimiz ile telefon veya masaüstü arka planlarınızı şenlendirmek isterseniz sitemizi ziyaret edebilirsiniz. Poster şeklinde tasarladığımız bu takvimleri çıktı da alabilirsiniz. Her gün farklı bir içerikle astronomi ve uzay bilimlerine dair gündemi yakalamak için sosyal medyadan bizi takip etmeyi unutmayın!

astronotlar.space@gmail.com e-posta adresimize konuştuğumuz içeriklere dair düşüncelerinizi ve değinmemizi istediğiniz konuları yazabilir, bir kitap, link veya bilgi paylaşımında bulunabilirsiniz. Sosyal medya hesaplarımızı Instagram ve Twitter’dan “astro_notlar” olarak takibe almayı unutmayın! Facebook’tan vazgeçmem diyenler ise bizi AstroNotlar sayfasında bulabilirler. Gelecek hafta görüşünceye dek, gökyüzüne iyi bakın, hoşçakalın!

E-posta: astronotlar.space@gmail.com
Facebook: facebook.com/astronotlar.space
Instagram: instagram.com/astro_notlar
Twitter: twitter.com/astro_notlar
Anchor: anchor.fm/astronotlar

KAYNAKLAR:

https://htugcas.space/wp-content/uploads/2019/08/kozmikbulusma.pdf

https://www.newscientist.com/article/dn7854-bar-at-milky-ways-heart-revealed/?ignored=irrelevant

Author: Olcaytuğ Özgüllü

24-01-1997 Çorlu/TEKİRDAĞ doğumluyum. Asker ailesi olduğumuz için hayatım (özellikle çocukluğum) Türkiye'nin dört bir tarafında geçti ama 10 yıl boyunca İzmir'de yaşadığım için kendimi oraya ait hissediyorum. İzmir Balçova Anadolu Lisesi'nden 2015 yılında mezun oldum ve aynı sene İstanbul Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü'nü kazandım. Halen daha bu bölümde lisans öğrencisiyim. 5 yaşından beri hayalim olan bölümü okumakta ve kendimi bu alanda geliştirmek için elimden gelen her şeyi yapmaktayım. Gelecekte de kendimi başarılı bir "Astronom" olarak görmek istiyorum. Hayallerinizin peşinden koşmaktan asla vazgeçmeyin... ;)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.